Düşen Petrol Fiyatları Gölgesinde 2015 yılı Dünya ve Türkiye Ekonomisi

15 Şubat 2015

2015 yılının ilk haftasını petrol fiyatlarında bir süredir devam eden hızlı düşüş neticesinde 50 USD altını görmüş bir petrol fiyatı ile kapattık. Çok uzun zaman sonra petrol fiyatları 50 USD civarında. Şimdi esas soru bu sürecin ne kadar sürdürülebilir olduğu.

 

Aslında fiziki bir talep olmaksızın Suudi Arabistan, Irak ve Libya’nın geçtiğimiz Eylül ayından bu yana sürekli arz fazlası vermesi neticesinde, petrol fiyatları çok düşük seviyelerde. Şimdi kime sorsanız bu hamlenin aslında ABD’nin Rusya’yı cezalandırması olarak adlandıracaktır. İşin bir tarafı aynen bu şekilde. Yabancı basında çıkan haberlerde, Rusya’da Ruble’nin geçen yıl 1 USD = 34 Ruble olan değerinin bu günlerde 1 USD=62-65 Ruble civarında seyretmesi, Rus Halkının alım gücünü aynı oranda azalttığı ve bunun neticesinde Lider Putin’in halk nezdinde olan % 85 civarındaki desteğini azaltacağı ve kendi halkına Putin’i sorgulatacağı sık sık yer almakla birlikte, aslında düşen petrol fiyatları yavaş yavaş Amerikan Ekonomisini de tehdit eder konuma geldi.

 

Amerikan Ekonomisinde Son 5 ila 10 yıl arasında yüksek seyreden petrol fiyatları neticesinde sondaj, delme, kırma ve petrol ve gazla ilişkili işlerle uğraşan firmaların yatırımları artış gösterdi ve toplam sermaye harcamaları içerisinde yaklaşık % 40’lık bir orana sahip oldu. Oysa şimdi, düşen fiyatlar neticesinde petrol ve gaza yatırım yapmak karlı değil. Hatta bizim gibi ülkelerde petrol aramak, yeni kuyu açmaktansa düşen fiyatlarla ithalatta bulunmak daha karlı hale geldi. Şimdilerde düşen petrol fiyatları ile Amerika’da ki en büyük endişelerden birisi, yaklaşık % 40’a varan bu sermaye harcamalarının 2015 yılında düşük petrol fiyatları için yapılmayacak olabilme ihtimali. Tabii ki bu şirketlerin karlarının düşmesi, ve kazançların azalması demek. 2015 yılı boyunca petrol fiyatlarının yaklaşık 50 USD civarında süreklilik göstermesinin, ABD Hisse Senetleri Piyasasında hisse senedi başına 6 USD daha az bir gelire sebep olabileceği tahmin ediliyor. Bu oldukça yüksek bir kayıp.

 

Diğer çok önemli endişe ise, eğer petrol fiyatları 50 USD civarında bir yıl boyunca seyrederse, yatırımları azalan ve karları düşen bu petrol ve gaz şirketlerine kredi veren banka ve finans kurumlarının alacaklarını vadesinde tahsil edememesi riski. Bu husus elbette çok önemli. Çünkü özellikle Amerikan Merkezli Küresel Krizin bir bankacılık krizi olduğu hususu göz önüne alındığında, petrol ve gaz şirketlerinin temerrüdü neticesinde ikinci bir kriz olma olasılığı piyasaları sarsan bir gelişme.

 

Bu nedenle petrol fiyatlarında 50 USD ve altı, ABD açısından da ciddi bir risk unsuru olarak ortada duruyor.

 

Amerikan Merkez Bankası (FED) nın faiz artırım sürecine bu yıl başlayacağı ve kendi parası olan Doları artık geri çağıracağı gerçeğini de bir yere not ettiğimizde, Amerika Merkezli risklere bir yenisini daha eklemiş oluyoruz. Şüphesiz ki bu hamle dünyada doları özellikle gelişen ülke paralarına karşı daha değerli hale getirecek.

 

Avrupa’da ise sorunlar başka. Avrupa bir türlü enflasyon yaratamıyor ve özellikle Euro Bölgesindeki ülkelerin büyüme sorunları var. Ekonomiyi canlandırmak açısından Avrupa Merkez Bankası (AMB) dan beklentiler de artmış durumda. AMB tıpkı Amerikan Merkez Bankası (FED) nın yaptığı gibi tahvil alım programı uygulamak istiyor. Bilançoyu büyütmek ve ekonomiyi canlandırmak açısından Ülke Tahvillerinin uygun bir yol olacağını düşünüyor. Ancak özellikle Almanya artık çöp haline gelmiş Yunanistan ve Portekiz ülke tahvillerinin alımına karşı. Almanya’nın eli AMB üzerinde artık görünmez bir el değil. Karar süreçlerindeki yavaşlık, ülkelerin merkezi bir finansal ve ekonomik yapı ile yönetilmemesi, alınacak ekonomik tedbirlerin etkisini azaltıyor. AMB’nın bilançosunun büyüme ihtimali, sermaye Akımlarının USD yönlü olması, düşük enflasyon ve düşük büyüme ile kısa vadeli faiz farklarının Euro aleyhine olması Euro’nun aşağıya doğru olan hareketini ise hızlandırıyor.

 

Türkiye’ye geldiğimizde ülkemizi bu risklerden ayrı tutabilmek çok mümkün değil. Enflasyon ve cari açıkta meydana delen düşüşün esas nedeninin yapısal olmaktan çok düşen petrol fiyatları nedeniyle olduğunu biliyoruz. Bu nedenle yılın özellikle ikinci yarısında petrol fiyatlarında bir geri dönüş, içeride yeniden yüksek enflasyona ve yüksek cari açığa sebebiyet verebilir. Düşük yıllık enflasyon nedeniyle Merkez Bankası üzerindeki faiz indirim baskısı daha da artabilir. Merkez Bankası’nın olabilecek bu baskılara ne kadar direnebileceğini hep birlikte göreceğiz. Mevcut ortam, her ne kadar enflasyon düşüş gösterse bile, enflasyondaki aşağı geliş yapısal ve sürekli olmadığı için, Amerikan Merkez Bankası (FED) nın faiz artırım şiddeti bilinmediği için, içeride bir faiz indirimine çok fazla imkan tanımıyor. Ancak siyasi baskıların neticesinde TCMB’nin nasıl bir hareket tarzı izleyeceği de merak ve bir o kadar da endişe konusu.

 

Ancak ekonomimiz açısından asıl risk, 2015 yılı boyunca yüksek seyredecek Dolar ile düşük seyredecek Euro dan kaynaklanan tersine kurs riskidir. Şöyle ki, ithalatımızın büyük kısmı USD ile gerçekleşirken, ihracatımızı ağırlıklı olarak Euro ile yapıyoruz. Bu yapı, geçmişte kur farkları nedeniyle ihracatçımıza yarayan bir durum iken, 2015 yılında bu yapı tersine dönebilir. Yani göreceli olarak daha yüksek kur değerine sahip USD ile mal (hammadde / ara-yarı mamul) alıp, yine göreceli olarak daha düşük kur değerine sahip Euro ile mal sattığımızda, elde edilen gelir firmaların maliyetlerini karşılayamaz duruma gelebilir. Bu nedenle özellikle Avrupa’ya ihracata çalışan firmalar açısından daha riskli ve teyakkuzda olunması gereken bir yıl olacak.

 

Ancak neresinden bakarsak bakalım makro açıdan rüzgar hala arkamızda ve bize yeni bir şans daha tanıyor.

YAZI HAKKINDA YORUMLAR