Hayatın Anlamı Nedir?

02 Ocak 2018

Her insan doğumla başlayan, ölümle biten hayatın anlamını sorgular. Hayatımız bizim için ne anlam taşıyor? Hayatımızı anlamlı kılan şeyler nelerdir? Ne yaparsak, ne olursak, ne ve nasıl yaşarsak hayatımız anlamlı olur? İnsanların yapmak veya olmak istedikleri şeyler farklı olduğu için bu soruların yanıtları kişiden kişiye değişir. Birileri için hayat yemek, içmek, gezmek ve eğlenmek demek olabilir. Başkaları için çalışmak, üretmek, değer yaratmak; çevresine ve topluma faydalı olmak, katkı yapmak anlamına gelebilir.

Dünyaya gelmek istek ve irademiz dışında olduğuna göre bunu sağlayanların bizden bazı beklentileri olabileceğini, hayatımızın o beklentileri karşılamayı da kapsaması gerektiğini bilmeliyiz. Annemizin anne olmak, babamızın baba olmak duygusunu yaşaması bizim varlığımıza bağlıdır. Ayrıca onları iyi bir evlat olarak onurlandırmak ve bizimle gurur duymalarını sağlamalı; hayatımızı hem kendimiz, hem de onlar için anlamlı kılmalıyız. Hayatı tek başımıza değil, diğer insanlarla birlikte paylaşarak yaşadığımızı unutmamalıyız. Bu bağlamda hayat, sadece bizim hayatımız değildir. Hayatın temelinde karşılıklı bağımlılık vardır.

Kendi istek, heves ve hayallerimizin peşinde koşabiliriz, ama bunu yaparken hayatı paylaştığımız insanların duygu ve düşüncelerini dikkate almak zorundayız. Aksi halde anlaşmazlık, geçimsizlik olması; bunun çatışmalara yol açması kaçınılmazdır. Örneğin karı-koca alacakları kararlarda, atacakları adımlarda ortak hareket edebilmelidir. Eylemlerinin etki ve sonuçlarını hesaplarken çocuklarının geleceğini de düşünmelidir. Çünkü sadece kendilerinden değil, onlardan da sorumludurlar.

Hayata yüklediğimiz anlamlar farklıdır. Çünkü insanlar farklı yaratılmıştır. Aynı konuda farklı düşünmeleri ve davranmaları çok doğaldır. Buna saygı duymak gerekir, Ancak belli bir konumda ve görevde bulunan kişilerin hayatı istedikleri şekilde yaşamaları önünde bazı kısıtlar olması doğaldır. Konum ve görevlerine uygun şekilde davranmaları gerekir. Bu konuda kişisel seçim hakları yoktur. Örneğin, kamu hizmeti veren kişilerin vatandaşlar arasında ayrım yapması veya konumlarının gücünü kullanarak kendilerine çıkar sağlaması kabul edilemez. Bu yaklaşım ahlaki olmaz. Bu noktada insan için en önemli özelliğin ahlak olduğu söylenebilir. Ahlak, hayata anlam katar. Ahlaki olmadıktan sonra söylenen, yapılan, yaşanan hiçbir şeyin anlamı ve değeri yoktur. Bunun için herkes başkalarının ahlaksızlığını eleştirmeden önce kendini ahlaki sorgulamadan geçirmelidir.

Hayata anlam katan başka etkenler vardır. Huzur ve mutluluk gibi huzurlu değilsek, mutlu olamayız. Mutlu değilsek, huzurlu olamayız. Bu iki duygu birbiri ile yöndeştir. Onları birbirinden ayırmak olanaksızdır.  Kendimizi huzurlu ve mutlu hissettiğimiz sürece hayatımız anlamlı olur. Huzurumuzu ve mutluluğumuzu bozan her şey hayatımızı zehir eder. O zaman hayatın tadı-tuzu kalmaz. Hayat anlamını yitirir. Yaşanmaz, çekilmez olur. “Nerden geldim veya niye geldim bu dünyaya?” gibi bir içsel sorgulama başlar. Hiçbirimiz acı çekmek, huzursuz veya mutsuz olmak istemeyiz; ama hayatın içinde bunlar da vardır. Hayat dikensiz gül bahçesi değildir. Her zaman, her şey istediğimiz gibi olmayacaktır. Ayrıca olacakları önlemenin bazen kendi elimizde olmadığını, hayatın bize bunları yaşattığını (kader) bilmeliyiz. Elimizde olmayan,  istek ve irademiz dışında kalan bazı olayları (bir yakınımızın ölümcül hastalığa yakalanması, vefatı, kaza geçirmesi gibi) yaşayabiliriz. Sevdiği, değer verdiği, uğruna özveride bulunduğu bir insanı kaybetmenin derin acısı; kişinin hayata küsmesine yol açabilir. Hayat, onun için anlamını yitirir. Bu sebeple intihar ederek kendi yaşamına son verenler bile vardır. Ancak kendi hayatımızdan vazgeçmek yerine bu acıları ve üzüntüleri olgunlaşma sürecimizin parçası olarak görmek daha doğru bir yaklaşımdır. Gerçekte insanı olgunlaştıran, yaşadığı olaylardır.

Dünyada iz bırakarak sonlanan bir hayat, gerçekten anlamlı bir hayattır. Öldükten sonra unutulmamak, kendinden söz ettirebilmek, eserleri ile anımsanmak; bir anlamda yaşamaya devam etmek demektir. Örneğin; Atatürk söylemleri, eylemleri ve eserleri ile yaşayan büyük bir liderdir. Hayatı sadece kendisi için değil, milleti için de anlamlı kılabilmiştir. Bu bağlamda hayatının sonlanması, onun yaşamadığı anlamına gelmez. Tabi ki onu, düşünce ve ilkeleri yönünde hareket ederek yaşatmak da bizim ve gelecek nesillerin sorumluluğudur.

Hayatın neşeli, zevkli, keyifli ve eğlenceli bölümleri kuşkusuz en değerli ve anlamlı bölümleridir. İnsanın severek yaptığı ve yaparken zevk aldığı işler hayatına anlam katar. Biri akşam yemeğini şölen havasında yer. Zevk alır. Biri sevdikleri ile birlikte iken hayatın tadını çıkarır. Biri dans ederken mutlu olur. Öteki sevdiği bir işi yaparken keyif alır. Kısaca hayata anlam katan şeyler farklı olabilir. Ayrıca hayatın tekrar yaşamak istediğimiz ve bir daha asla yaşamak istemediğimiz bölümleri de vardır. Bu yaşadıklarımızın bizim açımızdan olumlu veya olumsuz anlam taşıması ile ilgilidir. Yaşadığımız şey (bir duygu, olay veya etkinlik olabilir) bizi olumlu etkiliyorsa, tekrar yaşamayı isteriz. Bir işteki başarıyı yinelemek, daha büyük başarılar elde etmek gibi. Tersine bir daha yaşamak istemediğimiz şeyler de (aldatılmak, başarısız olmak, mahcup olmak gibi) vardır. Bu noktada olumsuzlukların, olumlu olaylara göre insanları daha fazla etkilediğini anımsatalım. İnsan psikolojisi böyledir. Geçmişe dönüp baktığımız zaman aklımıza ilk olarak olumsuz yaşanmışlıklar (geçirdiğimiz hastalıklar veya kazalar gibi) gelir. Olumlu yaşantıları (mezun olmak, evlenmek, işe girmek, çocuk sahibi olmak gibi) daha sonra anımsarız.

Parasal sorunu olmayan, gelecek kaygısı taşımayan (bir eli yağda, bir eli balda) bir kişinin hayatı kendince anlamlı mıdır? Başkalarının özendiği bir hayatı yaşamak, hayatı anlamlı kılar mı? Böyle yaşayan kişiler gerçekten mutlu ve huzurlu mudur? Bu, tartışılabilir. Herkesin hayatında eksikliğini hissettiği bir şeyler vardır. Örneğin, çok zengin birinin çok isteyip de çocuk sahibi olamaması gibi. Zenginlik denen şeyi yeniden tanımlamak gerekir. Zenginlik para ile, mal-mülk ile olmaz. İnsanların sevgi, saygı ve takdirini kazanamadıktan sonra bunlar neye yarar? Bu bağlamda sevilen, saygı gören, güvenilen, örnek gösterilen kişi zengin kişidir. O halde hayatı anlamlı kılmanın yollarından biri de böyle bir insan olabilmektir. Hayatımız boyunca bunu hedeflemeliyiz. Çevremizde olup biten kötülükler, çirkinlikler karşısında iyilikleri ve güzellikleri öne çıkarmalıyız.

İnsanı olumlu yönde heyecanlandıran, istek ve heves yaratan bir iş veya etkinlik hayata anlam katan başka bir etkendir. Kaçımız sevdiğimiz işi yapıyoruz veya yaptığımız işi seviyoruz? Biliyoruz ki birçok kişi sevmediği veya istemediği işi yapmaktadır. Olanak veya fırsat bulsa başka bir iş yapmak istemektedir. Emir altında çalışmak yerine herkes kendi işini kurmak ve işinin patronu olmak ister. Yılların kazandırdığı bilgi birikimi ve deneyim sayesinde, önüne çıkan fırsatı da kullanarak kendi işini kurabilmek hayatı daha anlamlı kılar.

Hayatı hangi ortam ve hangi koşullarda yaşadığımız da çok önemlidir. Bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde baskı altında yaşayan, eziyet gören insanlar için hayatın kötü anlamlar taşıdığı çok açıktır. İnsanlık dışı böyle bir hayatı kim yaşamak isteyebilir? Böyle yaşamaktansa hayattan vazgeçme noktasına gelmek mi, yoksa koşullar ne olursa olsun yine de yaşamayı seçmek mi gerekir? Hayat her olumsuzluğa karşın yine de yaşanmaya değer midir? Sorunun yanıtı kişinin olumsuzluklardan etkilenme derecesi, iradesi ve içinde bulunduğu psikolojiye göre değişir. Yaşamak zorunda kaldığı kötü ortam ve koşulları kabullenmeyip hayatına son verenler olduğu gibi, hayata sımsıkı tutunanlar da vardır.

Hayatın anlamını belirleyen etkenlerden biri de hayatı kimlerle yaşadığımız veya paylaştığımızdır. Sevdiklerimiz ile paylaştığımız hayat çok anlamlı ve değerlidir. Onlardan uzak kaldığımız zaman hayatımızın anlamı kalmaz. Ancak daha önce belirttiğimiz gibi hayatı sadece kendimiz için değil, yakın çevremizdeki insanlar için de anlamlı kılabilmeliyiz. Varlığımız onları mutlu ediyor, yokluğumuz üzüyorsa onlar için anlam taşıyoruz demektir. Özlemek güzeldir, ama özlenmek daha güzeldir. Varlığı ile mutlu eden, yokluğu ile üzen kişi olmak önemli bir özelliktir. Bu bağlamda insanlar ikiye ayrılır: Gelişi ile sevindiren, gidişi ile üzenler ile gelişi ile üzen, gidişi ile sevindirenler.

Yakın çevremizdeki insanlar, hayatlarına yaptığımız katkı ölçüsünde bize değer verecekler, ilişkiyi sıcak tutmaya ve sürdürmeye çalışacaklardır. Genellikle evlatlar, anne ve babaları için anlam taşır; ama bazılarının yokluğu, varlığına yeğlenir. Bir annenin “Senin gibi evlat olmaz olsun”, veya “seni doğuracağıma taş doğursaydım” gibi söylemleri bunu anlatır. Hayırsız evlat, her anne ve baba için hayatı anlamsızlaştıran bir etkendir.
Hayatın anlamını sağlık ile ilişkilendirmek de gerekir. Her şeyin başı sağlık olduğuna göre sağlığını kaybeden kişi yaşadığı sorunun büyüklüğüne göre hayattan soğuyabilir, yaşamaktan ümidini kesebilir. Ölümcül hastalığa yakalanan kişi için o ana dek elde ettiği tüm birikimler, kazanımlar, başarılar birden anlamını yitirir. Daha fazla acı çekmemek ve ailesine de çektirmemek adına ölümü kurtuluş olarak görme noktasına gelmek, kişinin kendisi ve ailesi için çok zor bir durumdur.

YAZI HAKKINDA YORUMLAR